İnsanların doğru olmayan bilgileri daha ilginç bulmasına ilk bakışta bir “sakıncasızlık” damgası vurabilirsiniz. “Kafayı takma hocam ya” diyebilirsiniz.
Ben de takmamak isterdim; ancak bu durum şahsi bir kuruntu değil, kanıtlanmış bir sistem zaafıdır. MIT’nin (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) kitle psikolojisi üzerine yaptığı araştırmaların net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, insan zihni evrimsel olarak yeni ve sıra dışı olana odaklanmaya programlıdır. [1]
Öte yandan madalyonun çok daha tatsız bir yüzü vardır: Hakikatin ve uzun vadede gerçekten işimize yarayacak olan o yapısal doğruların, genellikle son derece sıkıcı, yorucu ve renksiz açıklamaları bulunur. Gerçek, doğası gereği şov yapmaz; anında haz vermez, sadece zihinsel mesai ve sabır talep eder.
İşte tam da beynin bu zaafı ve gerçeğin bu “sıkıcı” doğası yüzünden; hemen hemen tüm insanlar, o ilginç buldukları yalanları düşünmeye, anlatmaya, uygulamaya ve maalesef yaymaya başlıyor. Yaydıkça muteber kılıyor. Üstelik bunu, dolgun maaşla bir görev olarak verseniz dahi bu kadar iyi yapamayacakları bir azimle yapıyorlar. Umursamadan ama ömürlük bir süreklilikle, belirsiz aralıklı ama daimi…
Nihayetinde o ilginç bulunmuş yanlış o kadar yaygınlaşıyor ki, aksini söyleyen, yani sadece o renksiz gerçeği savunan kişi “cins” ilan ediliyor. Toplumun doğru söyleyen kısmı hızla bir sessizlik sarmalının içine çekiliyor. [2]
“Birkaç kere cins ilan edilsen ne olur veya başkalarının cins ilan edilmesine de bu kadar kafayı takma hocam” diyebilirsiniz.
Fakat biraz daha okursanız, tam da bu sarmalın içinde sizin kişisel olarak ne kadar büyük bir tehlikede olduğunuzu hissettirip, size yepyeni bir dert edindirebilirim.
Belki de tam burada durmalısınız.
Aklımda sağlıktan tutun da finansa kadar uzanan yüzlerce örnek var. Bunu kaleme alırken hangi örneği versem daha çok can sıkarım ile çok da can sıkmadan hangi örneği versem daha iyi olur düşünceleri arasında mekik dokudum.
Yine de okumaya devam ediyorsan, kimi ne kadar sarsacağını pratikte asla ölçemeyeceğim şekilde devam ediyorum. Böylece yumuşak mı oldum veya acımasız mı oldum kaygılarımdan kendimi kurtarıyorum:
“Einstein okuldan atılmıştı, Edison’a öğretmeni gerizekalı demişti, Bill Gates üniversiteyi terk etmişti…” Bu girişimcilik ve deha masallarını hepimiz bayılarak anlatırız. Zihnimiz bu anlatıyı çok ilginç ve cazip bulur; çünkü bu kurgu, başarısızlığa, akademik tembelliğe veya disiplinsizliğe “anlaşılmamış bir deha” kılıfı giydirir. Kendi vasatlığımızı veya çocuğumuzun sistemsizliğini rasyonalize etmenin bundan daha konforlu bir yolu yoktur.
Oysa madalyonun o sıkıcı, renksiz ve acımasız yüzünde “Hayatta Kalma Önyargısı” yatıyordu. [3]
“Yatsa ne olur yatmasa ne olur hocam” diyebilirsiniz.
Günümüzde bir öğrencinin derslerden kalmak yerine, disiplin suçları veya adli suçlar işleyerek okuldan atılmayı daha “havalı” bulduğunu hiç hissetmediniz mi? Üstelik onları suça sürüklemek isteyenlerin, ellerinde kalan elemanlarını motive etmek için öne çıkardıkları, onları gururlandıran kısa sosyal medya videolarına hiç rastlamadınız mı?
Sıkıcı gerçek şudur: Einstein okuldan hiçbir zaman atılmamıştır; aksine matematikte her zaman sınıfının en üst seviyesindedir. Üniversiteyi terk edip milyar dolarlık imparatorluk kuran o birkaç ismin ardında ise bilimin ve matematiğin affetmeyen istatistiği durur. Küresel verilere göre, o “ilginç ve parlak” hayallerle yola çıkan girişimlerin %90’ı ilk birkaç yıl içinde acımasızca iflas eder, derbeder olur.
Temel bir disiplini ve yapısal eğitimi reddedip, sadece “ilginç bir fikri” olduğu için veya aptallığın sınırlarında bir cesaretle yola çıkanlardan dünyayı değiştirenlerin oranı istatistiksel bir anomali, yani kabaca %0.0001’dir. Mesela bir gence şu yüzdeyi okutmak ne kadar zor biliyor musunuz?
O yüzden yazıyla da yazacağım: ON BİNDE BİR.
Ama siz o %99.9’luk başarısızlık oranını, o renksiz ve terleten istatistiği reddedersiniz. Çünkü düzenli çalışmak, kurala uymak ve yıllar süren bir ustalık (mesai) inşa etmek sıkıcıdır. Bunun yerine, o milyarda birlik “okulu bırakan dahi” masalını yayar ve muteber kılarsınız. Genç bunu daha kolay dinler.
Nihayetinde ne mi olur? Hakikatin sıkıcılığından kaçmanın bedelini; kendi hayatınızı veya en değer verdiğiniz kişinin geleceğini istatistiksel bir intihara sürükleyerek ödersiniz. O ilginç masala inanarak, aslında sadece donanımsız, mesleksiz ve hayal kırıklığıyla dolu devasa bir yığın yaratırsınız.
O yığından biri sizin çocuğunuz olabilir.
Belki siz, o yığından biri tarafından yaralanabilir, sakat bırakılabilir ve hatta öldürülebilirsiniz.
Öldürülmekten daha kötüsü de olabilir: Onlar tarafından sindirilebilir, tahakküm altına alınabilirsiniz
Yazarken mahlas kullanıyorum!
…O yığından biri misiniz?
Dipnotlar:
[1] Novelty hypothesis (Yenilik hipotezi): Zihnin, alışılagelmiş doğrudan ziyade, şaşırtıcı ve kurgusal olan uyarana daha fazla dikkat vermesi durumu.
[2] Spiral of silence (Suskunluk sarmalı): Bireyin izole edilme ve dışlanma korkusuyla çoğunluğun yalanına itiraz edememesi ve doğruyu söyleyenlerin tamamen sessizleşmesi süreci.
[3] Survivorship bias (Hayatta kalma önyargısı): Başarısız olan milyonlarca örneği görmezden gelip, sadece hayatta kalan istisnai bir avuç örneğe odaklanarak sistemin bütünü hakkında mantıksal bir yanılgıya düşme durumu.